İkarus'un Düşüşü Üzerine Bir Manzara



İlk resim okumamda beni derinden etkileyen bir hikaye ve bu hikayeyi duyduğumda aklımda canlanan manzarayla hiç de bağdaşmayan bir resimle başlamak istedim: İkarus'un Düşüşü.


İsterseniz öncelikle kimmiş bu İkarus, nereden düşmüş, neden bu kadar etkilemiş çağlar boyunca insanları ona bakalım. İkarus'un babası Daedalus Yunan Mitolojisinde usta zanaatkar olarak bilinir ve çok yönlü çalışmaları mevcuttur. Oğlu İkarus'un ölümüne gidecek yol da eserlerinden biri olan o dönemde Kral Minos'un yarı boğa yarı insan oğlunun içinde bulunduğu ve insanlarla beslenmesine olanak sağlayan "labyrnthos" yani bir labirenttir. Girit kralı Minos bu labirente her sene Atina gibi çevre şehirlerden 7 kadın 7 erkek olmak üzere 14 insanın atılmasını ister. Bu durum gün geçtikçe Atina halkını rahatsız eder ve bir gün bir halk kahramanı olan Theseus labirentte bulunan Minotauros'u yenmek için labirente girmeyi kabul eder. Yalnız canavarı yense bile bu labirentten çıkış imkansız olarak bilinir. Bu nedenle Theseus Daedalus'a gidip labirentten nasıl çıkacağını sorar. Daedalus yanına bir ip alıp labirentin girişine bağlamasının kaybolmadan geri dönebilmesinin yolu olduğunu söyler. Theseus, Minotauros'u öldürür, labirentten çıkmayı başarır ve kralın kızıyla Girit'ten ayrılır. Olanları duyan Kral Minos çok kızar ve aynı labirente Daedalus ve İkraus'un atılmasını emreder. Bir problem iki kez aynı yöntemle çözülemez ve maalesef ip bağlama şansları yoktur. Labirentten çıkmak için yeni bir yol bulmaları gerekir. Daedalus bir gün yanına gelen kuşlardan etkilenir ve işte o zaman nasıl çıkabileceklerini anlar. Bal mumu ve kuş tüyleriyle kendisine ve İkarus'a birer çift kanat yapar. Yalnız uçmaya başlamadan önce İkarus'u bir konuda uyarır: "Ne çok alçaktan uç, ne çok yüksekten" Kanatlar bal mumundan yapıldığı için alçaktan uçarsa denizin neminden dolayı kanatlar ağırlaşacaktır, yüksekten uçarsa güneşin sıcaklığından dolayı kanatlar eriyecektir. Bu uyarıdan sonra Daedalus ve İkarus uçmaya başlar ve Girit halkı şaşkın bir şekilde onları izler. Kafasını kaldırıp güneşe bakan İkarus güneşe aşık olur ve ona dokunmak için daha yükseklerden uçma arzusuna kapılır. Babasının uyarılarını dinlemeyen İkarus yükseldikçe kanatları erir ve yanar. Ve her şeye rağmen yükselmekten vazgeçmeyen İkarus Ege Denizi'ne düşer. Yıllar boyunca İkarus'un hikayesi farklı farklı ele alınmıştır kimisine göre cesaret timsaliyken ve takdir edilirken kimisine göre amaçtan sapmış, dengeyi kaybetmiş, hırslarına ve kibrine yenik düşmüştür ve ders niteliği taşır.

Bence İkarus bütün bunlardan fazlasıdır. Cesaret, kibir, arzu, aşk, merak gibi duygular gerçekten çakılmamıza sebebiyet verebilecek duygulardır. Ancak bunun bir dakika öncesinde ne olduğu İkarus'un zihninde neler yaşandığını da konuşmamız gerekir, Çünkü düşüşün son saniyelerine kadar İkarus'un güneşe bakmaya devam ettiği ve hiçbir pişmanlık göstermediği de bazı kaynaklarda anlatılır. Sonuçlarını göze alarak yaptığı bir seçim olduğu düşünülür. Ayrıca bu hikayeyi ilk duyduğumda aklımda canlanan resim acılı bir ölümden ziyade mutlu bir ölümdü. Fikrimce İkarus babasını dinleseydi ve o labirentten kurtulsaydı bugün benim yazıma konu olmayacaktı. Belki hiçbirimiz onu tanımayacaktık ilgimizi çeken bir figür olmayacaktı. O kendi hikayesiyle, doğrularıyla, yanlışlarıyla, seçimleri ve sonuçlarıyla Antik Yunan'dan bugüne gelmiş, çeşitli eserlere konu olmuş ve bugün olduğu gibi çeşitli eserlere konu olmaya devam etmektedir. Hiç şüphesiz ki bu da büyük bir başarıdır. 

Az önce İkarus'un ölümünün saniyeler öncesine gittik ve beni etkileyen durumları, hisleri anlattım. Gelelim benim bu hikayeyi okurken hiç düşünmediğim kısma: İkarus öldükten 1 dakika sonra ne oldu? Bunu bana sorsanız herhalde büyük bir kaos, acılı bir baba, dehşete düşmüş insanlar derdim. Peki aynı hikayeyi duyunca Pieter Brueghel ne düşünmüş dersiniz?

Burada İkarus'un Düşüşü Sırasında Bir Manzara tablosunu görüyoruz. Dikkatimizi çeken çoban ve çiftçi günlük işlerini yerine getiriyor, deniz sakin, güneş tatlı tatlı batmak üzere... Her şey yolunda sanki. İkarus nerede? İkarus bir çift bacak ve kafa olarak çizilmiş. Resme dikkatli bakılırsa sağ alt köşede ve hiç de ön planda değil. Bu resmin bir çok sembolizmi olabileceği, bir çok atıfta bulunulduğu konusunda düşünceler olsa da beni etkileyen kısmı hayatın devam ettiğine yapılan vurgu. İkarus öldü, ee? Yani ne oldu, ne değişti? Herkes hayatına kaldığı yerden devam etti. Evet insanları etkiledi, çoğu kişi ona saygı duydu çoğu kişi onu eleştirdi. Ama günün sonunda hayat devam etti.

Bu resim bana yaşadığımız deneyimlerin ne kadar bireysel olduğunu hatırlatıyor. Seçimler yapıyoruz, seçimlerimizin sonucunda yükseliyoruz ve alçalıyoruz. Bizi takdir edenler oluyor. Bizi parmakla işaret edenler oluyor. Bizi eleştirenler, yargılayanlar, yanlış yaptığımızı söyleyenler, yanlış yaptığımızı bilenler oluyor. Peki sonra ne oluyor? Düşsek de, zirvede de kalsak, ölsek bile hayat devam ediyor. Herkes günlük işlerine ve kendi hayatına dönüyor. İkarus kadar şanslıysanız ölümünüzden sonra hikayeniz anlatılıyor, hatırlanıyorsunuz. Değilseniz unutuluyorsunuz hatta sizi hatırlayan son insan da ölünce hiç yaşamamışsınız gibi oluyor. Bu hikaye eğer farklı sonlansaydı, İkarus babasını dinleseydi dengeyi sağlayabilseydi ne olurdu? O zaman da İkarus başka bir yerde başka bir zamanda başka şekilde yine ölecekti ve yine hayat kaldığı yerden devam edecekti. Hepimizde olacağı gibi...

Başka bir okumada görüşmek üzere.

Özlem Akdemir